acı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
acı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7.06.2008

Birileri bize çok acı çektirdiler

aslinda bir konu var- yasemin mori

aslında bir konu var..
neden konuşamayız?
neden hep suskunsun?
ben güzelim kadınlar berbat...
neden buna gülmezsin?
neden hep mutsuzsun?
sorular sorunca dersin ki,
"neden çocuksun, neden büyümezsin?"
elimde cevabım yok!
olsa neye fayda, yüzün bana dönmez ki...

ağzımda hep tadı var,
üzüm gibi paslı, bitince gitmez
hem yarası hem dikeni var
batırır beni de yaralar,
acıtır sabahlarımı..

birileri var birileri var
birileri yine sarhoş
birileri yaz, birileri kış
birileri önce...
birileri bize apaçık, birileri pişman
birileri bize çok acı...
birileri çok acı...
birileri bize çok acı getirdiler
birileri farkında, birileri fark etmedi
birileri sağ, birileri sol, birileri fark etmedi
o da bunu görmedi
bu da sana hiç yetmedi

üçgen gezegenleri, meşhur cinayetleri,
yine onu vurdular, yine ona "bam"!
yine geri sar, yine sarhoş
yine benden uzak kalmış
beni terk etmedi, beni bırakıp gitmedi

bir yanı tura, bir yanı yazı,
bir yanı da bana kalmış
yine ona ne güzel seslendiler...
yine gözü apaçık, gözleri apaçık,
birileri bize çok acı çektirdiler...

2.04.2008

Herkes her şeyi yapabilir (mi?)

Yapamıyordu.
Belki durumu kabullenmişti ama bir türlü affedemiyordu onu...
Ne zaman geçirdikleri güzel anları düşünmeye başlasa, "kadınlık gururu" denen kurt içinde kıvrılmaya, midesini düğümlemeye, kalbine dolanmaya başlıyordu. İçindeki sıkıntı boğazında bir yumruya dönüşüyor, onu ne tükürebiliyor ne de yutabiliyordu.
Bir hata yapmıştı kadın, ve şimdi bunun bedelini ödüyordu. (Hak etmişti belki de, kim bilir, ya da ne fark ederdi ki bu vakitten sonra...)
Ve onca travmanın ardından artık şaşıramıyordu bile! Oysa ne çok severdi küçük çocukların her şeye gözlerini patlatıp, ağızlarını kocaman açarak şaşırmalarını... Sırf bu tepkileri daha sık görebilmek ve onları buna teşvik etmek için o da eşlik ederdi çocukların şaşkınlıklarına...
Duyarsızlaşma tam da böyle bir şey olmalıydı. Tepki veriyordu, ama şaşıramıyordu. Nihayetinde "herkes her şeyi yapabilir"di değil mi?
Ağzından çıkan "inanamıyorum!"lar bir anlık refleksti. Akabinde bunun yerini alan "anlayamıyorum"lar da kadının sorgulayıcı doğasının ürünü...
Yalnız tek şey vardı; nasıl olup da bu kadar sakin kalmayı başarabilmişti? İşte bunu aklı almıyordu. Oysa ömrü boyunca üzerinde taşıdığı "sessiz, sakin, ılımlı insan" yaftasına alışmış biriyken, son zamanlarda hiç olmadığı kadar "deli, dikbaşlı, tekinsiz"di. Ne olmuştu da böyle birden lal kesilmişti? Ne sinir krizleri, ne gözyaşları, ne de haykırışlar gelmişti bu seferki darbenin ardından...
Şaşıramadığı gibi, kızamıyordu da... Zira bu kimsenin hatası değildi. Belki de işin en acı olan tarafı buydu.
Susuyordu.
Susacaktı.
"Bir parçası kaybolmuş kocaman bir puzzle gibi hissediyorum kendimi" diye yazdı o gece günlüğüne.
Çerçevelenmiş 1999 parçaya bakanların çoğunun dikkatini bile çekmeyecek bir yerdi kayıp parçanınki...
Ama kadın biliyordu; bir daha asla "tam" olamayacaktı.

Fotoğraf: http://complejo.deviantart.com/art/La-ultima-vez-q-te-doy-la-mano-60403191

2.03.2008

Gizli Bahçe

Çok güzel, çok akıllı, çok iyi değildim.
En ahlaklı, en anlayışlı, en dengeli asla olmadım.
Daha düz bir çizgide seyretmekte zorlanırken, sana mutluluğun resmini çizemezdim.
“Her şeyi kendi kendime çözebilirim”, ya da “hiçbir şeyin üstesinden tek başıma gelemem” demedim ki hiç...
Yanımda olmandı tek beklentim. Yanıbaşımda. Olsa olsa bir nefes uzağımda…

Çok şey biliyordun hakkımda; bakışımdan, duruşumdan sezerdin olağandışı hallerimi. Öyle ki, benim bile farkında olmadığım anlarda, “Hayrola, ne düşünüyorsun?” demenle irkilirdim.

Bir de bilemediklerin vardı. Hiç öğrenemediklerin... Defalarca dile getirmiş olmama rağmen sana bir türlü anlatamadıklarım.

Farklı pencerelerden bakıyorduk içimdeki bahçeye. Ne kadar çırpınırsam çırpınayım, senin durduğun yerden görünmüyordu işaret ettiklerim. Küçük bir duvar kapıyordu önünü, “Yok” diyordun, “burada senin bahsettiğin çiçeklerden yok!”

Sustum.

Sustun.

Sessizlik harcıyla birbirine tutunan tuğlalar üst üste bindikçe yükseldi duvarlarım. Öyle ki, geçtim bir başkasının bahçeme bakabilmesini, ben bile zor görür oldum içimdeki mis kokulu çiçekleri. Dört yanı duvarlarla çevrildikçe, kimselerin yanına yaklaşmaya cesaret edemeyeceği ürkütücü bir kuyunun dibinde kalmış, karanlık bir gizli bahçe oluverdi derinlerimde.

Susarak inşa ettiğimiz duvarların arasındayım şimdi. Kendimi huzurlu hissedebildiğim tek yer olan o bahçeden bakıyorum hayata. Dizlerimi kollarımla sararak oturdum yere; gözlerimi göğe diktim, sesimi çıkartmıyorum. Kimselerin beni bulmasını beklemiyorum. Kuyunun ağzından görülebilen beyaza çalan parlak maviliğe bakıyorum. İçeri doğru eğilip bağıran birileri olmadıkça dışarıdaki kaosun yankıları bana ulaşamıyor. Mutluyum. Olabileceğim kadar mutlu...

Korumaya çalışıyorum kendimi. Sığınabileceğim en güvenli yerde-kendi içimde-dinlenmek istiyorum. Duvarlarım dışında hiçbir şey, hiç kimse yapamazmış bunu.

Yalnızca dört duvar...



Fotoğraf: http://insideabubble.deviantart.com/art/The-Well-II-9970743

P.S. Bu, dingin bir kelebeğin de yazısıdır.

23.10.2007

HURT

I hurt myself today,
to see if I still feel...
I focus on the pain,
the only thing that's real.
The needle tears a hole,
the old familiar sting
Try to kill it all away,
but I remember everything...

What have I become
my sweetest friend?
Everyone I know
goes away in the end.
And you could have it all,
my empire of dirt,

I will let you down,
I will make you hurt...

I wear this crown of thorns
upon my liar's chair...
Full of broken thoughts,
I can not repair...
Beneath the stains of time,
the feelings disappear...
You are someone else,
I am still right here.

What have I become
my sweetest friend?
Everyone I know
goes away in the end.
And you could have it all,
my empire of dirt,

I will let you down,
I will make you hurt...

If I could start again
a million miles away,
I would keep myself,
I would find a way...

18.10.2007

Bir anda...

Çok klişedir, bir o kadar da doğru: Pamuk ipliğine bağlı hayatlarımız... "Little things" demiştim hani, insan hayatına yön veren, rotamızı farklı varış noktalarına çeviren "little things", bir başka deyişle, hayatın cilveleri...

"
Hayatımızın birtakım ehemmiyetsiz teferruattan ibaret bulunduğunu görüyordum. Bizim mantığımızla hayatın mantığı asla birbirine uymuyordu. Bir kadın, tren penceresinden dışarı bakabilir, bu sırada gözüne bir kömür parçası kaçar, o ehemmiyet vermeden bunu ovuşturur ve bu minimini hadise dünyanın en güzel gözlerinden birini kör edebilirdi. Göz mü mühim, kömür parçası mı diye düşünmek nasıl aklımıza gelmiyorsa, ve bütün bunları nasıl hiç mütalaa yürütmeden kabule mecbursak, hayatın daha başka türlü birçok cilvelerine de aynı tevekkülle katlanmaya mecburduk."*

Mecburuz. Katlanıyoruz.

"An"lar var hayatlarımızda, geriye dönüşü ya da telafisi olmayan "an"lar...

An
: Zamanın bölünemeyecek kadar kısa parçası, lahza. (TDK Güncel Türkçe Sözlük)
Zamanın bölünemeyecek kadar kısa bir parçası, insanın yaşamının seyrini değiştirebiliyor.
Bir "an"lık dikkatsizlik, bir "an"lık öfke, bir "an"lık dalgınlık, bir "an"lık kontolünü kaybetme... "An"lık hezeyanlar sonucu tek gidişlik biletler kesiliyor. Köprüler atılıyor, gemiler yakılıyor... Ve bir "an"da anlayabiliyorsun ki, "benim" dediğin pek çok şey aslında hiçbir zaman senin olmamış. O "an"a dek yaşadığın hayat baştan sona bir yanılsamaymış... Saat 12'yi vurmuş, Cinderella'dan Külkedisi'ne dönüvermişsin. Çevreni saran o kalabalık, prens sandığın adam, döne döne dans ettiğin saray buhar olup uçmuş, kendi başına kalakalmışsın.

"Bir insanın bize her şeyini verdiğini zannettiğimiz anda onun hakikatte bize hiçbir şey vermiş olmadığını görmek, bize en yakın olduğunu sandığımız sırada bizden, bütün mesafelerin ötesindeymiş kadar uzak bulunduğunu kabule mecbur olmak acı bir şey.
Bunun böyle olmaması lazımdı…"*

Ama olmuştu bir kere. Bir anda...
Çok daha farklı bir yarına uyanmana neden olan bir "an"da...
Hayata ve insanlara-en sevdiklerine bile-bir daha aynı gözle bakamamana neden olacak bir "an"da...

"Her şeyin bir hayal, aldatıcı bir rüya, tam bir vehim olduğu ortaya çıkınca ne yapılabilirdi? Bu sefer inanmak ve ümit etmek kabiliyetini ben kaybetmiştim. İçimde insanlara karşı öyle bir itimatsızlık, öyle bir acılık peyda olmuştu ki, bundan zaman zaman kendim de korkuyordum. Bana
yaklaşmak isteyenlerden kaçtım. Kendime en yakın bulduğum veya bulacağımı zannettiğim insanlardan en çok korkuyordum. “O bile böyle yaptıktan sonra!...” diyordum. Bazen kendimi bir müddet için unuttuğum, bir insanda kendime yakın taraflar bulduğum oluyordu. Fakat kafama, çıkmaz bir şekilde yerleşmiş olan o korkunç hüküm, derhal kendini gösteriyor: “Unutma, unutma ki, o sana daha yakındı… Buna rağmen böyle yaptı…” diye beni hakikate davet ediyordu. Herhangi bir kimsenin bana bir adıma kadar yaklaştığını görüp ümitlere düşsem, hemen kendimi topluyor: “Hayır, hayır, o bana daha çok yaklaşmıştı, aramızda artık mesafe bile kalmamıştı… Fakat işte sonu!” diyordum. İnanmamak, inanamamak… Bunun ne kadar korkunç olduğunu her gün, her an hissediyordum. …Ne lüzumu var? Yeni aldanmalara, yeni inkisarlara düşecek olduktan sonra ne lüzumu var?” diyordum. Dünyada bir tek insana inanmıştım. O kadar inanmıştım ki, bunda aldanmış olmak, bende artık inanmak kudreti bırakmamıştı. Ona kızgın değildim. Ona kızmama, darılmama, onun aleyhinde düşünmeme imkân olmadığını hissediyordum. Ama bir kere kırılmıştım. Hayatta en güvendiğim insana duyduğum bu kırgınlık, adeta bütün insanlara dağılmıştı. İnsanlara kızmama imkan yoktu, çünkü insanların en kıymetlisi, en iyisi, en sevgilisi bana en büyük kötülüğü etmişti; diğerlerinden başka bir şey beklenebilir miydi? İnsanları sevmeme ve onlara tekrar yaklaşmama da imkan yoktu; çünkü en inandığım, en güvendiğim insanda aldanmıştım. Başkalarına emniyet edebilir miydim?

Her şeyi, her şeyi, bilhassa ruhumu hiç bulunmayacak yerlere saklamalıydım…
"
*


* Sabahattin Ali, Kürk Mantolu Madonna

Fotoğraflar:
http://cutteroz.deviantart.com/art/I-Am-Home-31239751
http://przypadek.deviantart.com/art/10-39238079

15.10.2007

Kalbim Acıdı

Bir gün yolda yürüyordum...
Bir şarkı duydum, kalbim acıdı...
Bu kadar...

5.08.2007

Retro - vol. 2

Sevmeye yeteneksiziz
İtiraf cümlesi. Beklentilerden, "seni seviyorum"lardan, egondan, bin türlü şatafattan sıyrılıp sadece sevmeyi beceremiyorsun. Sevmenin yalınlığı ağır geliyor. Kalbine çöreklenen bu yükü hafifletmek için "seni seviyorum" diyorsun. Sevgi beyanatı... "Ben eteğimdeki taşları döktüm, seninkileri görelim".

Şimdi top karşındakinde, o da "seni seviyorum" derse bu ağırlığın yarısını ona atacaksın, gol olacak, sevebileceksin böylece. Ama ya demezse? Kızılca kıyamet..
O zaman seni sevecek birilerini bulmalısın. Seni pohpohlayacak, ego denilen balonu şişirecek birileri.. Çünkü sevgin, var olmak için dış yardıma ihtiyaç duymayan hükümran bir devlet değil. Sevmen için sevilmen gerek. Sevmeye devam etmen için kuleden gelecek uçuş iznine muhtaçsın. Bir bağımlı değişken olarak sevgi.. Ne acizlik!
İşte bu yüzden, her hüsrandan sonra bir bahaneye sığınmak istediğinde şu mısralar diline pelesenk oluyor: "...kimi aşklar hiç bitmezmiş bizimkisi bitenlerden, sevmeye yeteneksiziz!"
Ve sevmeyi beceremediğini itiraf ederken bile "yeteneksizim" diyemiyorsun, bu yükü de tek başına üstlenemiyorsun.
01.03.2006 11:51:14


Pms
12 saat içinde bir profiterol, 5 top dondurma, 1 karyoka, 3-4 parça kabak tatlısı, 8-10 tane kestane şekeri yeme sebebi. (bkz: ben bugün bunu gördüm)
25.02.2006 02:32:53


Dostlar
"Giden"ler, "gelen"ler arasından sıyrılıp, hayatında "kalan"lar, yanına kar "kalanlar", tüm fırtınalar dindiğinde, deniz durulduğunda birbirine "kalanlar"... Gözlerine bakmanla sarılıp seni teselli eden, hüznünü parçalara bölen, sevincini çoğaltan, leb bile dedirtmeyenler... Dünyanın yükünü hafifleten, omuzlarını biraz daha dikleştirip, yüzüne yerleştirdikleri çocuksu gülümsemeyle, üstüne üstüne gelen hayata kocaman bir "siktir" çekmene yardım edenler...
13.02.2006 12:15:07


Kağıt kesiği
Ummadık taşın baş yarmasıdır. Varlığından haberdar olmadığınız kesiği limon sıkarken fark edersiniz. Sinsi ve incecik bir yarık aniden açılıvermiştir parmağınızda. Çok acır, ama çabuk iyileşir. Bitti.
08.02.2006 09:25:12


Kitap okumakla övünmek
"Tuvalet eğitimi"ni tamamlamış olmakla övünmenin bir üst basamağıdır. Devamında, yürürken sakız çiğneyebilmekle övünmek gelir.
23.12.2005 18:33:05

Zamanın silemedikleri
Zamanın silebildiklerinden geriye kalan "iz"lerdir. Her şeyin ilacı olan zamanın bile derman olamadıklarıdır bunlar. Acıyı, kırgınlığı, öfkeyi, nefreti, hıncı, hayal kırıklığını, ve hatta kini dindirdikten sonra bunların açtığı yaraların kabuk tutmasını sağlayan zaman, kabuk düştüğünde eli kolu bağlı, öylece bakar "yara izi"ne.
14.12.2005 09:36:22

Gidemem
Kapıyı çekip giden, ya da yüzüne kapıyı çarpıp gittiğiniz insanların, bir süre sonra "eski dost düşman olmaz" sözünü doğrularcasına bir bir geri dönmesini, tüm olumsuz düşüncelerin nasıl olup da buharlaştığını anlatan şarkı. Tüm mesele şuymuş meğer: "zehir dışarı akmadan yürek yıkanmıyor"
13.12.2005 10:30:42

Çocukluk
80'lerde çocuk olanlar için çatapat ve kızkaçıranın aksiyon; pamuk helva, şemsiye çikolata, mabel, ve leblebi tozunun tat; saklambaç, yerden yüksek, istop, ve akşam ebesinin eğlence kattığı dönem. İnisiyatif kullanmak için "kırmızıyı tuttum kurallar benden!" demenin yeterli olduğu; tüm acıların "anne ilacı" ile dindiği; gece 20.00'da yatmanın en büyük dert sayıldığı; yaşamın en kolay, en tasasız, en kısıtlı ama en özgür bölümü, ilk perdesi..
23.11.2005 22:51:56

Çocuk gözüyle bakmak
"Görmek"tir. Görüp de umursamamaktır bazen; yeni boyandığını bile bile ellemektir bir duvarı, meraktır, "çocukluk"tur işte.. Ya da rutinin içinde kaybolup gitmiş şeylere çok şaşırmaktır; "vaaaaaaoooov!" diyebilmektir 1.80 m.lik boya, veya 40 yaşa...

"Küçük" olmayı gerektirir çocuk gözüyle bakmak, ya da dünyanın fazla "büyük" olmasını.. Velhasıl, "çocuk" olmak gerekir o gözlerle bakabilmek için, "naif" olmak gerekir.
23.11.2005 22:25:50

Anneyi özlemek
Yorgun, sıkkın, üzgün, bıkkın, dargın, kırgın, hasta, bitkin olunduğunda yapılan ilk şeydir. Tüm dünya üzerimize geldiğinde sığınılacak tek limandır o. Çok özlenir "anne" böyle karanlık zamanlarda, çok... Çocukluğumuzda dizlerimizdeki yaralara "anne ilacı"nı sürerken; büyüyünce ruhumuzdaki yaralara derman olur. Sanki bir kerecik sarılsa o omuzlarımıza binen dünyanın yükü kuş olup uçacaktır. Parmakları saçlarımızın arasına daldığında tüm sıkıntılar gözyaşlarıyla dışarıya akacaktır sanki..

Huzur verir anne denen güzellik. Hatta çoğu zaman huzur annede vücut bulur. Çok özlenir anne, çok...(çok özledim anne... Çok!)
23.11.2005 19:41:59


Arkadaşlar konuşarak, dostlarsa susarak anlaşır
İnsanın, derdini herkese sözcüklerle; ama yalnız çok özel insanlara tek bir bakışla, ya da sadece bir anlık sessizlikle anlatabilmesi durumudur.

Ha bir de, (bkz: actions speak louder than words)
20.11.2005 23:36:15

Büyümek
Boyun uzaması, ruhun kısıtlanması... "Evcilik"lerin, "saklambaç"ların, "istop"ların yerini "evlilik"lerin, "boşanma"ların, "sözleşme"lerin alması. Matah bir şeymiş gibi "küçük"ken çok istenen şey.

Halbuki "biz büyüdük ve kirlendi dünya..."
15.11.2005 20:22:15


Kız arkadaşın hamile olduğunu öğrenmek
Mevzubahis kız "arkadaş", arkadaştan/dosttan öteyse, "can"sa, "kardeş"se; bir noktacığın teyzesi olduğunuzu fark ederek gözlerinizin dolması, sevinçten yerinizde duramamanız, çığlık çığlığa zıplamanız gibi sonuçlar doğurabilen hadise.
01.10.2005 12:27:23


Bir dostun ölümü
Çok ama çok acıdır. Çok acıtır... En kötüsü de ölen dostun hala yaşamasıdır. Bir zamanlar en "yakın", en "içten", en "can" olanın, bir gün "uzak", "soğuk", "öteki" olmayı seçmesidir. Yazık ki elden bir şey gelmez (when a heart is broken, there’s nothing to break), zorla güzellik olmaz... "Artık sen de herkes gibisin" der, yaranızı zamanın şefkatli kollarına bırakırsınız iyileştirmesi için...
28.09.2005 23:21:10


Saati sağ kola takmak
Unutkan insan eylemi. Hatırlaması gereken bir şey olduğunda sol kolunda olan saatinin yerini değiştiren unutkan şahıs, saatin sağ bilekte rahatsızlık vermesi sayesinde (alışmadık bilekte saat durmaz) bir şeyi unutmaması gerektiğini aklından çıkarmaz. Yeter ki neyi unutmaması gerektiğini hatırlasın.
28.09.2005 22:13:17

Sarışın
Şükürler olsun ki güzel yurdumuzda Kuzey Avrupa ülkelerindeki kadar çok olan kadın türü. Avrupai milletiz vesselam.. (bkz: Doğan görünümlü Şahin)
28.09.2005 16:34:28

Yıllar sonra
Sezen Aksu'nun kıyıda köşede unutulmuş en güzel şarkılarından... Hatta neredeyse şarkı bile değil, sessizlik eşliğinde sözlerin melodisi..

Hiçbir şey kalmasın,

Hepsi silinsin, hepsi...

Elimde olsa yırtardım gölgemi,

Resmine vurmuş bir hazan günü

Yıllar sonra...

Yıllar sonra...

Hiçbir şey kalmasın,

Hepsi silinsin, hepsi...
20.09.2005 22:39:57

Gereklilik kipinde yaşamak
Hayatın tadını çıkarmayı başka insanlara bırakmak. Kuralların, görevlerin, "-meli"lerin, "-malı"ların sınırladığı bir alanda kum saatini akıtmak. Kolunu kanadını kıran şablonların içine sığmak. Ruhunu bir kavanoza kapatıp, yalnız bedeninle yaşamak. Acele etmek, ve hep geç kalmak...
18.09.2005 13:18:44

Piercing
Yaptırmak isteyenlerin, işlemin hijyenik ve özenli yapıldığından kesinlikle emin olmaları ve iyileşme sürecinde gereken bakımı ihmal etmemeleri durumunda N.Ş.A'da sorun yaratmayacak olan aktivite. Bu anlamda "Türkiye'yi delen adam" olarak nam salmış "PJ", ve mekanı "Lotus Art Factory" en bilinenlerdendir.

Piercing yaptırdıktan sonraki en az 1-1,5 ay (piercingin nerede olduğuna göre iyileşme süresi de değişir) havuza ya da denize girmek pek tavsiye edilmediğinden, yaz başında piercing yaptırmak bu tür faaliyetlere "bir dur demek" olacaktır, unutmamalı, unutturulmamalıdır.

Piercing yaptıran insanların bunu neden yaptığını sorgulamak, piercingin altında derin anlamlar aramak, ya da bu kişileri bir şekilde yargılamak (misal, şurasında piercingi olan toptur, burasında olan avamdır; zaten bunların topu ezik olduklarından dikkat çekmek için takıyorlar bu mereti; bunun piercingi var hanım, Allah bilir kedi de kesiyordur, vs...) pek öyle akıl fikir sahibi insan işi değildir. Zira adam yapmıştır, sana nedir.. Yüksek topuklu ayakkabı giymek (bunun da şıklığı ve gerekliliği göreceli olmasına karşın bir süreden sonra acı verdiği yadsınamaz-ki piercingde acı bir kereye mahsus olmakla birlikte giderek azalırken, yüksek topuklu ayakkabının kadın milletine çektirdiği eziyet, giyme süresiyle doğru orantılı şekilde hızlanarak artar ve ayrı bir yazı konusudur) ile piercing yaptırmak arasında bu anlamda dağlar kadar fark olmamasına rağmen, şekle azami önem veren yurdum insanı, alışık olmadığı bu kavrama çeşitli yorumlar getirmekten ve minik bir metal parçasına altında ezileceği anlamlar yüklemekten kendini alamaz da alamaz işte. Ha insan bundan hoşlanmıyor, veya bunu lüzumsuz ya da saçma buluyor olamaz mı, çok da güzel olur. Ama eğer bu kişilerin ardında onların bir yerlerini delmek için koşan birileri yoksa, piercing de bu kişiler için sorun teşkil etmiyor olmalıdır. Evet.
16.08.2005 11:12:34

Unutmaya çalışmak
Nafile çaba.. Zira unutulmak istenen şey bu "çalışma" sonucu hep akılda olacaktır. "Ben unutmaya çabalarken unutabilirim" diyen kişi ancak kendini kandırır. Misal; "dolaptaki bir kutu dondurmayı unutmalıyım, dolaptaki bir kutu dondurmayı unutmalıyım, dolaptaki bir kutu dondurmayı unutmalıyım, dolaptaki bir kutu don.., dolaptaki bir.., dolap.., hö!!" gibi bir süreçle unutmayı başaran insan ya fazlasıyla şuursuzdur, ya da insan değildir, balıktır, ve dahi Dory'dir. Evet, böyledir bu.

Bir de şöyle bir şey var konuyla ilgili:

(bkz: Eternal Sunshine of the Spotless Mind)
07.08.2005 08:54:27


Tadı damağında kalmak
Her seferinde bir diğerinin tadı damakta kaldığından, irade sahibi olmayan bünyelerde arka arkaya 6 şeftali yemeye sebebiyet verebilen durum. Hoş değil tabi.
05.08.2005 15:49:31


Yosun kokusu
Deniz kokusudur bazen, ya da yaz kokusu.. Ama güneşli, açık bir kış gününde sahilde yürürken ciğerlere dolan, kıyıya vurup kurumuş yosunların kokusu, çocukluğun kokusudur.

Kumdan kaleler yapılan, denizde taş sektirilen, eller "çamaşırcı kadın eli" kıvamına gelene kadar suda durulan, "ördek suya daldı zil çaldı" gibi anlamsız oyunlarla saatlerce eğlenilebilen, kimsenin size ihanet etmediği, sizin kimseyi aldatmadığınız (eskidendi, çok eskiden) naif günlerin kokusudur.
04.08.2005 07:28:57

Aşk ölmez biz ölürüz
Aşkın karşıdaki insandan bağımsız, kişinin kendisinden kaynaklanan bir hadise olduğuna inananların ileri sürebileceği bir önerme.

Aşk ölmez, biz ölürüz; çünkü aşık olduğumuzu sandığımız kişi aslında bizim aşık olduğumuz kişi olmayabilir. İçimizde büyüttüğümüz aşkın gözlerimize indirdiği perde yüzünden kolay kolay bunun farkına varamayız. Fark ettiğimizde çok geç olmuştur; ölen ölmüştür, kalan sağlar bizimdir..

Aşk ölmez, biz ölürüz; o çok derinlere yer etmiş olan aşk, kendini anılarla, paylaşılanlarla besler; güzel günleri anımsayınca yüzümüzde minik bir tebessümün belirmesi bundandır..

Aşk ölmez, biz ölürüz; aşkımız ruhumuzla dansına devam ederken, aşık olduğunuzu sandığınız, bir zamanlar "biz" olduğunuz kişi ölür, bedenlerin soyut ölümüdür aşkın bitişi sanılan şey. "Biz" öldükten sonra, belki bencilce ama, geriye sadece "ben" kalır, tıpkı aşkta da başından beri olduğu gibi: "Hayallerim, aşkım ve ben.."

Evet, ölümdür yaşanan tek başına, ama aşk da tek kişiliktir.
19.05.2005 23:29:06

Gugukçuk
Aslen kendisine guguk kuşu denen, sevimli, melodik hayvan. Güvercine benzeyen, masum göründüğü kadar da komik bir hayvandır. Bahar geldi mi bunlar sabahın kör saatlerinden itibaren "gu-guuuuk-çuk gu-guuuuk-çuk" şeklinde öterler. Bu esnada, "gu-guuuuk" derken kafalarını öne eğip, "çuk" derken kaldırırlar. (Belki hepsi kaldırmıyordur, ama balkonuma gelen Gugukçuk Gazanfer'den edindiğim izlenim budur.) Bir de yine bu sesi çıkarırken kursakları şişer. Bir gugukçuğun sesiyle uyanmak, huzurla karışık bir neşe dalgasına kapılmaya neden olabilir, dikkat edilmelidir.
18.05.2005 16:47:55

Alkolün faydaları
Zihin açma, hayalgücünün sınırlarını genişletme gibi faydaların içinde bulunduğu upuzun liste. Misal, ayık kafayla asla girilmeyecek olan çıkmaz sokağa, çıkmaz sokak olduğunu bile bile, "belki bu sefer çıkar" düşüncesiyle girmek, ancak yaratıcı fikirler dehlizinde kendini kaybetmiş alkollü insanın yapacağı iştir.
17.05.2005 11:54:09

Demek istediğini diyemeyen kelimeler
"Actions speak louder than words" önermesini güçlendiren kelimeler. Bunlar zaman zaman öyle yetersiz, öyle biçare kalır ki, kelimelerin kifayetsizliği sırtınıza binen ağır bir yük olur çıkar. Bir noktadan sonra ne deseniz boştur, ağzınızdan çıkan her sözcük bir öncekinden daha anlamsız gelmeye başlar.

Oysa bir dokunuş, bir tebessüm, hatta sadece gözler yeterlidir onlarca kelimenin birleşip ifade edemediklerini anlatmaya..
03.05.2005 14:29:01

Ezanın dinmemesi
Dört yanı camilerle dolu memleketimizde, imamların ortak saat uygulamasına geçememelerinden; ya da imamlarımızdaki kanon sevdasından dolayı; sabaha karşı ezan sesiyle yataktan fırlayıp, su içip, tuvalete girip, evde iki tur attıktan sonra kafanızı yastığa koyduğunuzda hala "Allahu ekber" diyen bir adam sesi duymanızın nedenidir. Ezan akar, akar, akar...
14.04.2005 16:40:28